Kocayayla’da Festival Var

Pencereden bakınca birbiri ardına sıralanmış ağaçları izliyor, yattığınız yerden baykuşların serenadını dinliyor, kozalakları takip ederek yürüyorsunuz. Üstelik şehrin içinden upuzun ve gizli yolları takip ederek çıktığınız bir tepede yapıyorsunuz tüm bunları. Neredeyim peki ben? Bursa’dan Keles Köyü’ne gidip, oradan Kocayayla’ya ulaştığım yerde. Ormana adım attığınız anda da dış dünyayla tüm ilişkiniz kesiliyor. Aynı hızla kendinizi kediler, köpekler, kozalaklar, yapraklar, sonra bir de rüzgarın sesi içinde buluyorsunuz. Tek ses bunlar değil tabii. Daha iyi dinlerseniz belki karıncaların, toprağın, kuşların da sesini duyabilirsiniz. Hatta geçen yıl yangında yanan ağaçların çığlıkları bile yükseliyordur belki buradaki ağaçların gövdesinden. Çünkü ağaçların dost, evet onların arkadaş olduğunu düşünmek çok güzel!

Onur Kahvecioğlu, her şeyin müzikle doğrudan ilişkili olduğunu düşünerek Müzikİst ismini verdiği girişimin çatısı altında insanları buluşturabilmek için, tüm bu seslerin yanı sıra ormandaki diğer sesleri de duyabilelim diye bu enfes ormanı keşfediyor ve şehri kirletmeden, doğanın içinde, tam da oraya uyumlanarak nasıl bir festival yapılırın derdine düşüyor. Ablası Sevinç Kahvecioğlu da bu derdinde ona eşlik ederek çeşitli çözümler yaratıyor. Neticede yıllardır bu festivali gerçekleştirebiliyorlar. Bu yıl ben de davetliydim ve türleri arasında bir ilkle karşılaşmış oldum. Çünkü sahne organik, ses akustik, hatta Akustik Adam da konuklar arasında. Okurken bile şaka gibi geliyor kulağa, farkındayım ama şaka yapmıyorum. Çünkü bence hepsinin bir araya gelmesi kesinlikle bir tesadüf değil ve bu gibi bazı vurgular elbette olacak. Çünkü burada bir “Ormanın Gücü Adına” durumu var. O gücün karşısında da insan bir kez daha “Ormana zarar vermeden, burası ile uyumlu nasıl bir şey yapabilirim?” diye düşünüyor. Bunu düşünebilmek için meselenin mekânındayız zaten.

Festival gözlemlerime gelince, festivalin ilk iki günü oksijen çarpmasından mıdır bilmiyorum bir yavaşlık vardı. Herkes kendi sessiz, mülayim köşesinden yavaş yavaş çıktı ve hünerini göstermeye başladı. Ben bu gizemli dönüşümü ötme sırasını bekleyen kuşlara benzettim mesela. Hepsinin sesi ayrı bir güzellikteydi ve sırası gelince ötüyorlardı resmen. Gerektiğinde, içlerindeki ötme yetisini harekete geçirerek ve billur gibi bir sesle. Üstelik herkesin repertuvarı da bambaşkaydı. Müzisyenlerin yanı sıra, seramik sanatçıları, tasarımcılar ve doğal kozmetik marka sahipleri de katılımcılar arasındaydı.

Festivalin ilk gecesi bir tanışma toplantısı yapıldı ve üç günün sonunda da moderatörü olduğum son söyleşide, izleyicilerden biri yanıma gelerek, bu toplantıda sorulan ilk soruyu bana yöneltti:

“Bu kalabalıkta kimler var şimdi?”

Ben ilk gece festivale gelenlerle tanışırken her birinin kendi biricik hünerinin böyle bir bir sergileneceğini düşünmemişim tabii. O yüzden ayrıca etkilenmiş, hatta biraz da büyülenmiş halde “Bu grupta” dedim ve devam ettim, “öncelikle yeşile, doğaya, sürdürülebilir olana gönül vermiş insanlar var. Onların toplanıp, “İz Bırakmayan Festival” mottosu altında nasıl farklı ve zararsız bir iz bırakabiliriz derdini görebilirsiniz daha çok. Yapılan sanat da bu hedefin bir yan ürünü aslında.”

İşte yan ürün olarak ifade ettiğim bu festivale katkı olarak da ukuleleden tutun, yogaya, sufi yürüyüşünden tutun, polifonik koro çalışmasına birçok atölye mevcuttu. Çevreciler, sanatlarıyla hem öğretip, hem de öncü olarak büyük katkıda bulundular. İsteyen trekkinge katıldı, isteyen yüz maskesi ya da rengarenk mandalalar yapmayı öğrendi. Bunları doğaya bırakmayı düşleyen sanatçılar eşliğinde, ipler ağaçlar arasına gerildi, maskeler zarar vermeyecek şekilde ağaçlara asıldı.

Festivalde herkesin en sevdiği bölüm ise, yine gözlemlediğim kadarıyla akşam konserleri oldu. Ben bu kısmı biraz gereksiz buldum aslında. Sanırım çevreci bir festival olarak oldukça özgün ve kıymetli bulduğum MDA Festivali’ne dair tek eleştirim de bu oldu. Çünkü doğada erken yatmak ve gece sessizliği bana daha özel geliyor, ertesi sabah da dinç uyanabilmek için buna gerek olduğunu düşünenlerdenim. Ama çoğunluğun buna ihtiyacı olsa gerek, en çok katılım ve ilgi festivalin bu kısmına oldu. Bu sebeple de programın vazgeçilmezi olmasına anlayışla yaklaşabildim. Naçizane tek tavsiyem, festival gün süresinin uzaması olabilir, böylece yorucu gecelerin ardından dinlenme zamanı da kalır. Bunun için de belediyelerin desteğine ihtiyaç artacaktır. O halde yazıyı MDA Festivali daha çok desteklensin ve ilgi görmesi için reklamları artsın dileğiyle sonlandırıyor, tüm sosyal medya hesaplarından da muhakkak takibe almanızı tavsiye ediyorum. Müzikle kalın.


Günsu Özkarar
Ankara doğumlu. (1987). Ortaokulda konservatuara başladı. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’ni bitirdi. Üç buçuk yıl İsviçre’de yaşadı ve İstanbul’a taşındı. İlk öyküleri Kitap-lık ve Altzine dergilerinde yayınlandı. Sanat haberciliğine SanatAtak’ta, dergide çalışmaya Milliyet Sanat’ta başladı. 2018’de barınaktan sahiplendiği köpeğini anlatan çocuk kitabı için hazırlıkları devam etmekte.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Yazılar

Aynı Nehre İki Kez Girilir mi? Wittgenstein’a Karşı Herakleitos

Ludwig Wittgenstein bir keresinde arkadaşına "Ben dindar bir adam değilim, ama her sorunu dinî bir bakış açısıyla...

Uzayın Sömürgeleştirilmesi, Kapitalizmin Emrinde Dünyanın Yok Edilmesi Demektir

50 yılı aşkın bir süre önce Alman filozof Günther Anders, uzay yolculuğunun güç ve kâr için kullanılma...

Teknik Nesne Yaratımı

Yaratının mekânsal evrensellik ve zamansal sonsuzluktan ibaret iki boyut içerisinde sürekliliği, ancak teknik nesneler nihai kullanım amacından...

Dublaj Üzerine

Terkip sanatının olanakları sonsuz değilse de korkutucu olma eğilimindedir. Yunanlar, aslan başlı, ejderha başlı ve keçi başlı...

Utancı Düşünmek: “Uçağa bindiği için utanç duyabilen herkes seçkindir”

Uçakla Barselona’ya gittiğiniz için veya pazar günü biftek yediğiniz için utanç duyuyor musunuz? Aslında utanç duygusu zamansızdır,...

Totaliter Dostluk: Carl Schmitt Çağdaş Çin’de

Son birkaç yıldır Alman hukukçu Carl Schmitt'in çalışmaları Çin'de tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı. Floria Sapio,...

En Çok Okunanlar

Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali

Varsayımsal bir koronavirüs salgınına karşı alınan hummalı, irrasyonel ve...

İşe Yaramaz

Gençliğimden bu yana ara ara nükseden depresyondan muzdaribim. Bu...

Žižek: Koronavirüsü Karar Vermeye Zorluyor: Ya Küresel Komünizm Ya Orman Kanunları

Koronavirüsü paniği yayıldıkça, artık nihai bir seçim yapmamız gerekiyor:...

Bunları da beğenebilirsinHep güncel
Popüler