Daimi Uyumsuz
Werther, Albert ve Lotte’nin evlendiği haberini de almıştır artık. Bu haber sonrasında gelişen olaylara baktığımızda, karakterin sürekli yakınmalar içerisine girdiğini görüyoruz. Buraya kadar yoğun, doğal imgelerle yatıştırmayı başarabildiği zihnini, buradan sonra iyiden iyiye, artık yatıştıramaz vaziyette olduğu anlaşılıyor. Kont C.’nin vermiş olduğu yemekten orada istenmemesi üzerine kibarca kovuluyor, saraya istifasını sunuyor ve işinden ayrılıyor, böylece bulunduğu bölgeyi de terk ediyor ve çocukluğunun geçtiği şehre sırf zihnini susturmak, rahatlatmak için bir ziyarette bulunuyor, bu ziyareti ibadetini gerçekleştiren bir hacı gibi tamamladığını belirtiyor, eski kenti şöyle bir süzdüğünde geçmişini yad etmesine yarayan bazı küçük anısal detaylar gözünün önünde canlanıyor, orayı da terk ediyor ve kendisi için iyi bir istirahat olacağını düşündüğü, veliaht prensin av köşküne onun eşliğiyle birlikte gidiyor ancak fena sayılmayacak bir sanat zevki olmasına karşılık, prensin de dar kafalı olduğunu düşünüp bunun da kendisini yatıştırmayacağını düşünerek oradan da ayrılıyor: “Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz bir özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.” [1]
Deliliğe Doğru
Protagonistin akıl düzenini yitirmeye başladığını hissettiğimiz, anlatının sonlarına doğru gelişen kısımlarda sadece İncil gönderimleriyle sınırlı kalınmıyor, baş karakter; Tanrı’nın, Göksel Baba’nın da inayetini kendisinden esirgediğini düşündüğü için artık iyiden iyiye doğrudan ona seslenmeye, yakarmaya başlıyor ve talihsizliğini kendi hatalarından kaynaklanan bir durum olarak değil, cefa çekmesine sebep olan bir yazgı düzeyinde ele almaya başlıyor.
Onun başına gelecekleri, roman içinde çeşitli anekdotlar üzerinden aktaran bir damarın varlığı söz konusudur, bu ipucu veren arteri takip edecek olduğumuzda karşımıza bir takım hikâyeler çıkar: Canı yemek yemek istemediği için nehir kıyısına giden Werther, dağ tarafına tırmanan bir adamın duralayıp etrafını şüpheyle soruşturduğunu fark ediyor, ona yaklaşıyor ve bir şey arayıp aramadığını soruyor; adam da mevsimi olmamasına rağmen çiçek aradığından bahsediyor ve onları bir türlü bulamadığından yakınıyor, Werther adamın bu garip durumuna şaşırırken, çok geçmiyor, adamın annesi geliyor ve oğlunun akıl sağlığının yerinde olmadığından, sürekli soylular katından birilerinin ismini zikredip onlarla planları olduğundan bahsettiğinden, bir süre kadar akıl hastanesinde yattığından dem vuruyor. Baş karakterin bu tür bir olayla, anlatı bağlamında karşılaştırılmasındaki sebep, onun gelecekteki olası delirmesine nazirede bulunmaktır zira bu akıl hastası adamın hikâyesi annesinin anlattıklarıyla sınırlı değildir, Werther, daha sonra Albert’den öğrenir ki, bu adam, eşi Lotte’nin eski bir aşığıdır.
Karar
Eserin son çeyreğine girilirken, Wahlheim’de bir köylünün öldürüldüğü haberi yayılır, baş karakterin dimağında hoş bir lezzet bırakan ve ona göre sükûnetin bir başka adı olan Wahlheim, şimdi, bu olayla birlikte, kana bulanmıştır. Olanlar bununla da sınırlı kalmaz, bir aralar Lotte ile buluştukları ve sohbet ettikleri güzel vadi de artık sular altında kalmıştır. Bu manzaralar, romanın son çeyreğinin şimdiye kadar olduğundan çok daha sert geçeceğinin, elim bir vaka yaşanacağının sinyali niteliğindedir.
Bunlar üzerine, varlığının Albert ile Lotte’nin ilişkisinin huzuruna zarar verdiğine hükmedilen baş kahraman sonunda, bir buluşmada, Lotte tarafından reddedilir, Noel akşamından önce çat kapı kendisini ziyarete gelmemesi kibarca ama bir ikaz tonu da barındırır şekilde dile getirilir. Zaten bir süredir negatif bir varlığın etkisi altına girmiş gibi, aklı bir karış havada gezinen Werther, sevdiği kadının kendisine bu şekilde davranması üzerine Noel gelmeden önce hayatına son verme kararı alır.
Ve ölümünden sonra kendisine ulaştırılmak üzere mühürlü bir zarfın içinde sevdiği kadına bir mektup yazar. Bu mektupta ölmekten yana bir korku duymadığını hissettirir, ölümün verdiği belirsizlikten uzak, sakin bir ruh durumunu paylaştığını ifade eder. Werther, sevdiği kadının kocası ile kendi aralarında oluşan bu aşk üçgeninin kefaretini ödemesi gereken bir kişinin olması gerektiğini söyler, kendi hesabına göre de bu kişi bizzat kendisi olacaktır. Ancak bu mektuptan önce, anlatıda paylaşılan ve mektup arkadaşı Wilhelm’e gönderilen 14 Aralık tarihli mektupta dediği şey ise onun teşevvüş içindeki ruh halini gayet yerinde ifade etmektedir: “Hem hiçbir yerde mutlu değilim, hem her yerde mutluyum.” [2]
Son Sabah
Werther, artık aşama aşama planını yürürlüğe koymaktadır. Bu noktadan sonra yaptığı her şey, yazdığı mektuplar, Lotte ile olan yakınlaşmaları, düşünceleri ve ağzından dökülen her laf romantik bir ifrata sahiptir. Romantizm geleneğine yabancı bir okur bu tanık oldukları karşısında elbette “Tüm bunlara ne gerek var, tüm bunlar ne uğruna?” sorusunu sormakta haklıdır. Romanın bu son kısımlarında romantizm tüm görkemiyle bütün klişelerini sergilemeye başlar. Son bir kez Lotte’yi ziyarete giden Werther, ona Ossian’ın Selma Şarkıları’ndan bir bölüm okur. Karakterler burada bahsi geçen meseleleri iyice kendileriyle özdeşleştirirler. Kahramanlık, savaşlar, ölüm hakkında uzun pasajlara sahip bu bölümün ardından Werther, Lotte’nin dudağına, kadın bunu istememesine rağmen bir öpücük kondurur ve böylece sonsuza dek reddedilmiş olur, Lotte bu öpücük üzerine Werther’i bir daha görmek istemediğini ifade eder. Reddedilmenin ağırlığını duyan baş kahraman ertesi sabah, Lotte için kaleme aldığı mektubuna “Bu sonuncu sabah!” diye yazacaktır.[3]
Saat On İkiyi Vuruyor
Werther’in intiharı; hiç erişemeyeceği bir sevgiliye can yakıcı bir veda busesi bırakmak, ayrıca; dünyayla sadece aşk yoluyla bağ kurabilen bir çok insanda olduğu gibi, sadece aşkı ile anılacak şekilde kendi varlığını hiçe saymak içindir. Karakter, uşağını Albert’in silahını alması için göreve koşar ve delikanlı da Lotte’nin tozlarını aldığı; romanın başlarında da bahsi geçen tabancayı, kocasının buyruğuna uyarak kendi elleriyle uşağa verir. Bu bilgiye sahip olan Werther, ölümü sevgilisinin elinden olacak biri kadar mutludur. Her şeyi tamam etmeden önce son bir defa etrafı gezer, yazı masasında biraz vakit geçirir. Son notlarından anlıyoruz ki karışıklık hâlinde olan ruh haline rağmen, son kararı verebilmiş olmanın sevincini de açık açık taşıyan bir zihin durumuna sahiptir.
Eserin bu son sayfalarında romantizmin abartılı dokunuşları ve melodramatik yönleri yine karşımıza çıkacaktır. Karakter, sırf Lotte’nin eli ona değdi diye silahı defalarca öper, Lotte’nin portresinin olduğu resmi, resmin sahibine yollanmasını vasiyet eder ve bu portreyi de sırf sevdiği kadının hayaline sahip diye defalarca öpmüştür. Üzerindeki elbiselerle; çizmeleri ve sarı yelekli mavi frakıyla gömülmek ister, sebebi yine benzerdir: Aşık olduğu kadın bu elbise içindeyken Werther’e temas etmiştir.[4]
Yani saplantılı aşkını son ana dek sürdürdüğü gibi, bu aşkı ölüm sonrasında dahi devam ettirmek isteyecek kadar erotik bir obsesyona sahiptir, düşününce; kendisinden kendi fizik varlığını hiçe sayacak kadar vazgeçmiş tutkulu bir aşığın yazgısı, yaşayan, nefes alan hâliyle bile ölü birinden ne kadar farklı olacaktır, o yüzden Werther’in canına kıymasına şaşırmamalı. Baş karakter, gece on ikiyi vurduğunda kendisini ebedi huzura kavuşturacak eylemi çoktan gerçekleştirmiştir. Haberi yöreye ulaşır, anlatıcı Lotte’nin ve eşi Albert’in nasıl bir ruh durumunda olduğunu ifade etmeyi uygun görmez. Karakterin naaşı, gece onbir gibi zanaatkârların yardımıyla gömülür, dönemin intihar sonucu ölenlere karşı uyguladığı dini usul böyle olmasını gerektirdiğinden, hiçbir din adamı zavallı Werther’in cenazesine katılmaz.
Werther’in Patolojisi
Freud “yas” ile “melankolik depresyon” arasında güçlü bir bağ tespit eder ancak söylediğine göre bazı temel ayrımlar da yapılmalıdır:
“Melankolik, yas tutan birinde olmayan bir durum sergiler: Öz saygıda olağanüstü bir azalma, ego’da büyük ölçekte bir yoksullaşma. Yas durumunda boş ve zavallı olan dünyadır; melankolide ise ego’nun kendisidir. Melankolik hasta, ego’sunu işe yaramaz, herhangi bir başarıya ulaşmaktan aciz ve ahlaken aşağılık olarak yansıtır; kendini suçlar, kötüler ve dışlanmayı, cezalandırılmayı umar.”[5]
Buna göre baş karakter Werther’in de Lotte’ye duyduğu aşk sebebiyle bu tür bir patolojiden muzdarip hâle geldiğini söylememiz mümkün. Werther, sevdiği kadına karşı duyduğu ilgide yapıcı değerlerden çok yıkıcı değerlere sahiptir. Arzu ettiği şey, insani duygular ekseninde gelişecek bir değerler alışverişi değildir, sadece doğada tespit edebildiği bir yüce’nin yani bir imkânsızlığın peşindedir, seçtiği kişinin de evli bir kişi olması bu bakımdan tesadüfi değildir. Zihninde parlattığı annelik ve kadınlık görüntülerinin tam karşılığı olan Lotte’ye duyduğu aşk elbette başarısızlığa çıktığından, yas tutanlarınkine benzer bir duygu durumuna geçiş yapar fakat fark şudur: Yitirdiği kişinin yokluğunu sağlıklı bir şekilde ikame etmesine yarayacak bir zihinsel olgunluk evresine hiç geçiş yapamaz baş karakter, yokluğun verdiği imkânsızlık düşüncesi onda derin bir hastalık meydana getirir ve hınç dolmaya başlar, duyduğu hıncı da karşı tarafa, bu hıncın dolaylı sebeplerini doğuran sevgiliye değil kendisine yansıtacak ve benliğine geri dönüşü olmayan bir zarar verecektir. Bu açıdan karakterimizin en başından beri nörolojik sorunlar ihtiva eden bir zihin durumuna sahip olduğu, tercihlerini buna göre yaptığı ve duygularını da buna göre yaşadığı yönünde bir sonuca varmak mümkündür.
Tevfik Kanoğlu’nun Genç Werther’in Acıları üzerine yazdığı yazı dizisinin ilk bölümü için tıklayınız.
Ana Görsel: Yazara aittir, kendisine teşekkür ediyoruz.
[1] Goethe, s. 71.
[2] Goethe, s. 101.
[3] Goethe, s. 117.
[4] Mavi bir frak, sarı bir yelek ve uzun kahverengi çizmelerden oluşan bu kıyafete Werthertracht (Werther Kıyafeti) ismi verilir. O dönem, eserin birçok okuyucusu kendini baş kahramanla özdeşleştirip onun kıyafetlerini taklit ederek giyinmişlerdir. İş, sadece kıyafetlerle de sınırlı kalmamıştır; eserin yaygın popülerliği ve dolaylı olarak da olsa intihar edimini sıradanlaştırma tehlikesi, ona kötü bir şöhret kazandırmıştır, döneminde, birçok intihar vakası romanla ilişkilendirilebilir bir taklit intihar şüphesi uyandırmıştır. (bkz. Mestas, Manina. The ‘Werther Effect’ of Goethe’s Werther: Anecdotal Evidence in Historical News Reports, Health Communication Volume 39(7), 2024, ss. 1279-1284.)
[5] Freud, Sigmund. Mourning and Melancholia (çev. James Strachey), The Standart Edition.., Volume XIV, Hogarth Press, 1957, s. 246.







