2018’de “İnternet Çağında Sanat: 1989’dan Günümüze” isimli sergi Boston Çağdaş Sanat Enstitüsü’nde gösterime girdi. İnternet kültürünün görsel sanat üzerindeki etkisini inceleyen ilk büyük tematik sergi olan İnternet Çağında Sanat; resim, performans, fotoğraf, heykel, video, web-temelli projeler ve sanal gerçeklik gibi pek çok alanda 70’in üzerinde eserden oluşuyordu. Bu sergi; eski eserlere bakış açımızdan, yeni görüşlerin internet ortamındaki araçlarla nasıl şekillendiğine kadar internet ve sanat arasındaki ilişkiyi inceledi. Doğa Özcan, dijital sanata dair bir endeks niteliği taşıyan bu sergiye dair Nadja Sayej’in yazısını Türkçe’ye kazandırdı.
New York’lu sanatçı Gretchen Bender, 1989 yılında Amerikan bayrağını yapısöküme uğrattı. Bayrağın kırmızı ve beyaz çizgilerini büyük siyah boya bloklarıyla birbirinden ayırdı. Bölünmüş bir ülkeye atıfta bulunduğunu düşündükleri bu eseri önemli bulanlar olsa da eser, aynı zamanda sonrasında gelişecek olan yeni medya sanatının ilk örneklerinden biri olduğundan önem taşıyordu.
Bu eser ve daha fazlası, 7 Şubat’ta Boston Çağdaş Sanat Enstitüsü’nde açılışı yapılan, 60 sanatçının eserlerinin sergilendiği İnternet Çağında Sanat, 1989’dan Günümüze adlı sergide yer aldı.
Küratör Eva Respini, “Bu, internetin sanatı nasıl etkilediğini ele alan bir gösteri. Sadece dijital yerlileri ilgilendirmiyor,” diyor.
1989 yılında internet, sadece konu hakkında bilgili olanlar içindi. İngiliz bilişimci Tim Berners-Lee; HTML, URI ve HTTP’nin temel özelliklerini kaleme aldığında www olarak bilinen dünya çapında ağı, yani World Wide Web’i icat etmişti. Günümüzde kullanılan tarayıcıların içeriği bunlardan oluşuyor.
Ancak sanatın merceğinden bakıldığında teknoloji tamamen bambaşka bir hikaye anlatıyor. “Nasıl ki internet; flört etme biçimlerini, seyahatleri ve kendimizi görme ve gerçeği algılama biçimimizi etkiledi” diyor Respini, “bugünlerde resim gibi daha eski sanat biçimlerine olan bakış açımızda da değişimler görüyoruz”.
Galeri alanında sıra sıra ekran göreceğinizi düşünmeyin. Sergi, sözde “dijital sanat”tan çok daha fazlasını barındırıyor. Michel Majerus ve Avery Singer’ın resimlerini de sergiye ekleyen Respini, “Tuval, var olan en eski ekran ve sanal ortamdır,” diyor.
Sergi, 1990’lı yıllardan elimize ulaşan çığır açan medya sanatı örneklerini ön plana alıyor. Bu eserlere örnek olarak, çoğu insanın internetin varlığından bile haberdar olmadığı 1994 yılında Nam June Paik’in 52 adet televizyon monitöründen bir duvar inşa ettiği Internet Dream adlı eserini gösterebiliriz.
Bu sergide aynı zamanda, insan formunu video ekranlarından oluşan bir kübün etrafına saran Judith Barry’nin tarihli video sanatı eseri Imagination, Dead Imagine de yer alıyor.

Judith Barry, 1991, IMAGINATION, Dead Imagine
Bu devasa grup sergisinin daha detaylı incelenmesi için sergi beş bölüme ayrılmış. Bu bölümlerden biri, internetin hayatımıza girmesinden itibaren insan vücuduna yönelik algının nasıl değiştiğini inceleyen Hybrid Bodies ve WikiLeaks’den nasıl bir direniş akımının ortaya çıktığını çözmeye çalışan States of Surveillance eseri de yer alıyor.
Respini “Snowden sonrası dünyamızda, gözetim hepimizin endişelendiği bir konu. İnternet bu alanda direnişe de öncü olmuştur,” diyor.
Serginin Gözetim bölümünde Çinli sanatçı ve hacker Aaajiao’nun Çin’de yasaklanan internet sitelerinin bağlantılarının basılı olduğu The Great Firewall of China adlı eseri yer alıyor. “Gözetimin her an aklımızda olduğu bir dünyada görünürlük sağlıyor,” diyor Respini.
Ayrıca sergide, özellikle sosyal medya ve narsisizm söz konusu olduğunda, gerçek yaşamlarımıza kıyasla internet ortamında kendimizi nasıl temsil ettiğimizi inceleyen Kendini Sergilemek adlı bir bölüm de var.
Respini, “Bu bölüm, sosyal medyanın kendimize dair anlayışımızı nasıl değiştirdiğiyle ilgili,” diyor. “Buradaki çoğu eser Youtube çıkmadan önce yapıldı”.
2000’li yılların başında, hızlı tempolu bir video sanat stilinin ilk adımlarını atan Ryan Trecartin’in, Instagram ve Snapchat’in çıkmasından çok önce yaptığı öncü çalışmaları da sergiye yer alıyor. Şu an sanatçı Lizzie Fitch ile beraber çalışan Trecartin, şöhret düşkünü vadi kızları ve Drag Queen’lerle gerçeğe yakın televizyon programı tarzında hikayeler yaratarak milenyum kuşağının sığ yönünü gösteriyor. Fotomontajla mükemmelleştirilmiş parlak robot fotoğrafları yapan bir sanatçı olan Kate Cooper ise sosyal medyaya herhangi bir fotoğrafı yüklemeden önce çoğu kişinin kullandığı Facetune gibi yüz güzelleştirme uygulamalarıyla kendimizi güzelleştirme ihtiyacımızı ortaya çıkarıyor.
“Çoğu eser, reklamcılıkta idealleştirilmiş güzellik anlayışını ele alıyor. Bu, dijital çağda insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulatıyor,” diyor Respini.
Bunun yanı sıra sergide, Thomas Ruff’un 2000 yılında yetişkin internet sitelerindeki video kapak görsellerinden alınan bir dizi çıplak fotoğraf ve Fran Benson’ın, üniversite sonrasında cinsiyet uyumlandırma sürecini tamamlayan interseks sanatçı Juliana Huxtable’ı temsil eden 3D taranmış bir plastik heykeli de sergileniyor.
“Julianna, akışkan cinsel kimliğini gerçek hayattan önce internet ortamında buldu. Bunu gerçek hayattan önce internet ortamında ifade edebilmek özgürlük vericiydi,” diyor Respini.
Bender’ın eseri gösterideki en eski parça olsa da, çoğu sanatçı onun adını bile bilmese de bugün teknoloji alanında gördüklerimizin çoğunun temelini o atmıştı
“Bender sadece video sanatının öncüsü olmakla kalmadı, Youtube çağında görüntüleri işleme şeklimize katkıda bulundu. Daha sosyal medya yokken, Tumblr’daymış gibi paylaşımlar yapıyordu,” diyor Respini.

Gretchen Bender, İsimsiz (Dream Nation), 1989, Lance Brewer fotoğraflamıştır.
Guardian‘da yayınlanan bu yazıyı Doğa Özcan, Dr. Öznur Karakaş’ın Üsküdar Üniversitesi’nde verdiği Special Topics in Translation: New Media and Art dersi kapsamında çevirdi. Öznur Karakaş çevirinin redaksiyonunu yaptı.




