Pastoral Bir Açılış
Camus’nün Yabancı’sı, gayet sade bir açılış bölümüne sahip. Anne ölmüştür, kuru bir telgraf bunu bildirir. O kadar ki, oğul, annenin dün mü bugün mü, tam olarak ne zaman öldüğünü kestiremez. Başkarakter Mersault yola koyulur, epey yol yapacaktır, Cezayir’de Marengo kasabasına gitmesi gerekiyordur, otobüse biner ve oraya ulaşır. Annesinin ölümüne hiç üzülmemiş gibi görünmekten ziyade annesinin ölümünü kötü bir son olarak içselleştirmemiş gibidir, bir yandan da bakımevine yollanmış bir annenin oğlu, sorumlulukları bakım kurumlarına devretmiş belki görgüsüz biri olarak dışlanmaktan içten içe korkmaktadır ancak kafasında kurduğu cinsten, ona ürkü verecek bir şey gerçekleşmez. Her şey, alışıldığı şekliyle, sade bir atmosfer dahilinde gerçekleşmektedir. Kilise alayı, papaz, morgda bekleyen cenaze, ağlaşmalar, ölüyü defnetmeden önceki o tedirgin bekleyiş.
Camus’nün cümleleri Kafka cümleleri gibi. Tedirginlik verici bir sükûnete sahip, okuması çok yormuyor. Mekân tasvirleri, duyguların takibinin yapıldığı pasajlar, iç derdi diğer hislerden ve kaygılardan ayıklayan kısa durum belirtileri, okuru ağır bir edebiyat eserine maruz bırakan cinsten değil. Karakterler arası duyguların akışına imkân verilmiş; soğuk, kapalı bir anlatı evreni kurulmamış. Kafkaesk buluntular var, mesela hasta bakıcıların, hemşirelerin, hademelerin, morg sahnelerinin, bakımevi müdürünün geçtiği yerlerde örtük bir bürokrasi var, hayatın normali olarak okura geçirilen kurallar, yer yer duygu örüntülerinin önüne geçiyor. Ortada bir insanın ölümü değil de kuralına uygun şekilde yapılması hâlinde, bir insanın ölümünü takdis ediyormuş gibi duran rutinler var gibi daha çok.
Anlatının Fransa’da değil Cezayir’de başlaması ise insanda tuhaf bir melankoli duygusuna sebep oluyor. Kentli burjuvazinin duygu dünyasından uzak bir kasabada, aile düzeninden alıkonulmuş ihtiyar bir kadına, bir annenin vefatına ilişik gelişen olayların kısacık anlatımları. Cenaze aracına konan tabutu, bir alay insanın sakin bir şekilde kırlar boyu takip edişi. Bir kır anlatısı gibi, oldukça pastoral. Cümleler yumruk gibi, anlatılanların ciddiyetini uzun, örgü örgü pasajlarla değil, kısacık ifadelerle sağlayabilecek kadar yetkin. Tıpkı Céline romanları gibi. Ancak Camus’de bir duyarsızlık yok, tersine içselleşmiş, çok görünür olmayan, bâtıni bir hümanizm var.
Mersault, dış dünyaya karşı kapalı bir karakter değil, dikkati sürekli açık ama duygusal değil duyusal bir evrene bakıyor alıcıları; geçen tramvaylar, geceye kalan ilk kedinin karşı kaldırıma yürüyüşü, maç kalabalığı, tanıdık simaların aile alayı şeklinde geçişi, göğün altın kırmızısı rengi ve çoğu Fransız yazarından aşina olduğumuz o kentli tablolar…
Mersault duygusal dünyaya karşı içselleştirilmiş bir hüzne veya zafere sahip değil, çalıştığı ofisteki eski sekreter Marie Cardona ile olan ilişkisi ile beslediği köpeğine karşı cebri tavırları olan ihtiyar Salamano’ya karşı olan uzaklığının neredeyse eşit olduğu sahneler var. Marie ile olan yakınlığında, kanıksanmış bir samimiyettense boşunalık duygusuna terkedilmiş, usulsüz bir durum var gibi. Kavgacı Raymond ise, neredeyse nüfusuna geçirecek kadar yakınında tuttuğu sevgilisinden işkilleniyor ve işin içinde bir dümen olup olmadığını, kadınından nasıl bir intikam alıp almaması gerektiği konusunu Mersault’ya sorup duruyor ancak sırdaşlığa, sıkı fıkı dostluğa yakınsayan bir durumun izine rastlanmıyor; karakterimiz, o anı kurtaran anlık cevaplar vermekle yetiniyor.
Şöyle cümleler var Yabancı’da: “Gök yeşildi, keyfim yerindeydi. Yine de doğruca eve döndüm çünkü kendime patates haşlamak istiyordum.” [1]
Esere Yönelik Bazı Eleştiriler
Eser, protagonistin son derece ilkel ve medeni etikten uzak bir “yeraltı adamı” olduğu yönünde eleştiriler alıyor. Bu eleştirilerde, hümanizm vb. insancıllığın konusu geçmediği gibi, eserin yazarı, böyle bir kahraman yaratmak suretiyle umutsuzluk edebiyatı aşılaması iddiasıyla da suçlanıyor.
Başkarakterin duysal açıklığını, şeyleri olduğu gibi idrak ettiğine dair neredeyse ilkel denebilecek bir sezgisi bulunduğunu hesaba katarsak yine ilgili tartışmalarda onun entelektüel insandan çok yabani bir insana yakınsadığını söyleyenler de oluyor. Bu eleştirilere cevaben, romanın başkahramanın genel tavrını şu şekilde tercüme edenler de olmuştur: “Mersault, hiçbir şekilde ‘bir entelektüelden aşağı’, ‘tüm değerler hiyerarşisinden azade’ biri olarak değerlendirilemez. O, son derece entelektüel birisidir… Mersault’nun uç noktadaki zihinsel açıklığı, kendi varlığını seçmiş bir adamın açıklığıdır. O, normalde ‘değer’ olarak kabul edilen şeyleri yargılamıştır, tüm maddi ihtiraslardan kendisini özgürleştirmiştir… ”[2]
Varoluşçuluk Meselesi
Eserin en çok dikkat çeken özelliklerinden biri ise, varoluşçuluk dediğimiz felsefi fikir hareketi için kimilerince neredeyse kültleşmiş bir belge eser olarak varsayılmasıdır ve hatta bu ezber üzerinden okunması yönündeki reddedilemez eğilimdir. Söz konusu mesele, günümüzde sadece edebiyat severlerden, okurlardan oluşan bir entelektüel veya gayri entelektüel bir azınlığın; beğeniler, kültürel semboller belirlemesi ve sıkıcı buldukları hayatlarına farklı olduklarını düşündükleri bir yaşam tarzının misyonunu yüklemeleri bakımından klişe denebilecek bir durumu da kapsamına almaktadır. Türkiye özelinde; Sadece Camus, Nietzsche, Kierkegaard vb. gibi (evet, varoluşçu okumalar üzerinden idrak edilmeleri mümkün ama tüm birikimleri ve tarzları varoluşçuluk kütüphanesine indirgenemeyecek) kıymetli isimlerin eserleri ve düşünceleri üzerinden başarısı tartışılır entelektüel hayatlar inşa etmiş kişiler vardır. Andığımız bu sulandırılmış tarzı benimsediği anlaşılan bu kişilere göre Camus bir kilometre taşı ise; yazarın bu akıma eşlik eden, ilk akla gelen yapıtı da şüphesiz Yabancı olarak kabul edilir denebilir. Ancak elinizdeki inceleme metni eseri yorumlarken bu tarz klişe bir yaklaşım ve ezber içerisinde olmayacaktır.[3]

Albert Camus. Yabancı (çev. Ayça Sezen), Can Yayınları, 2025
Yan Karakterler
Esere dönecek olursak… Komşu Salamano köpeğini kaybeder, ana karakterin en yakın arkadaşı olarak tasvir edilen Raymond sevgilisinden aklında kurduğu intikamı nihayet alır, Marie, Mersault ile evlenmenin çok iyi bir fikir olduğunu düşünür ve fırsat bulduğu her aralık ona olan sevgisini belli eder ancak Mersault, kadın ona kendisini sevip sevmediğini sorduğunda kayıtsız, ilgisiz cevaplar verir. Aslında kayıtsız da değildir, somut bir dürüstlük söz konusudur… Roman evreni tümden kötü veya abartılmış, romantizm derecesinde iyilik timsali karakterlerle kurulu değil ama ortalarda dolaşan bir bit yeniğinin hep olduğu görülüyor. İki bölümden oluşan Yabancı’da ilk bölüm, karakterler arasında oluşan bu havayı koklamak ve okuru romanın ana eksenini oluşturan cinai fiile taşımak için tatlı bir huzursuzlukla sergilenmektedir.
Sebepsiz Eylem: Güneş Yüzünden
Birinci bölümün sonlarına yakın; Raymond; Mersault ve sevgilisi Marie’yi sahile götürüp orada bir arkadaşıyla tanıştırıyor: Masson. Bu adamın eşiyle birlikte beş kişi bir süre keyifli denebilecek bir vakit geçiriyorlar, sabahın erken bir vaktinde, öğle yemeğine değin, yüzüyor ve dinleniyorlar. Ta ki Raymond’un hasımları olan Araplar ile karşılaşılıncaya dek. Erkek grubu ve Araplar arasında kavga çıkıyor, Raymond kavgadan bıçak yarası ile ayrılmasına rağmen içi soğumuyor ve düşmanlarını korkutmak için tekrar onları buluyor, Raymond ve Mersault’yu gören Araplar, kumsalın ucundaki kayanın arkasına doğru gerisin geri kaçıyorlar. Öfkesinin bir karşılık bulduğunu gören Raymond, keyifleniyor ve eğlencesine dönüyor ancak iş orada bitmiyor. Raymond’un bu Arap erkek grubuna sataşmasından önce, Mersault onun elindeki silahı ne olur ne olmaz gibisinden alıyordu, fakat nereden tahmin edebilirdi, asıl düşmanın, Arap grubu içinde Raymond’u yaralayan adamın sırtüstü oracıkta, kayanın arkasında fark edilmeyecek şekilde uzandığı bir vakit, ona tam beş el ateş etmek isteyeceğini. Karakterimiz, bunun üzerine tutuklanıyor.
Tüm bunlar; soğuk, yavan, duysal detaylar verilerek anlatılıyor -havanın sıcaklığı, ışığın hareketleri; kumun ve denizin üzerinde pare pare kırılışı, oradaki herkesin zaman geçtikçe sıcaktan negatif etkilenişi, kavgaya varan sürecin küçük fakat çarpıcı izlekleri, kavga ve sonrasında gelişenler, duygular, tercihler, acı ve ağlamalar, alınan yanlış kararlar… Mersault, neyi niçin yaptığını bilir vaziyette, rakibi bellediği bir kişiye düşmanlık duyarak filan gerçekleştirmiyor eylemini, içindeki terslik şeytanını dinlemekten kendini alıkoyamadığı için, bir de bakmış, adına cinayet denen bir suçun faili olarak kendini buluyor. Bir şey dikkati çekiyor, annesini de böyle güneşli bir gün kaybettiğini söylüyordu başkarakter, yokluğa dair onun bu huzursuz dikkati, belki de içindeki bilinçdışı intikam dürtüsünü uyarıyor ve böyle bir eyleme sebebiyet veriyor. Ancak kimden intikam; ölen anneden mi, bu ölümün suçlusu saydığı kendisinden mi yoksa ölümü hatırlatan sıcak günden mi?
Ana Görsel – Tevfik Kanoğlu
[1] Camus, Albert. Yabancı (çev. Ayça Sezen), Can Yayınları, 2025, s. 30.
[2] Hudon, Louis. The Stranger and the Critics, Yale French Studies, Sayı 25, 1960, ss. 59-64, s. 63.
[3] Kendisine referans verdiğim Louis Hudon’un yazısı da kendi döneminin (1960’lar ve öncesi) klişelerini yeren detaylara sahiptir. Hudon, elimizdeki yapıtın; varoluşçu bir belge olmadığını, varoluşçu metinlerde bulunan düşünce bağlılığına ve karakter gelişim yapısına sahip bulunmadığını, Camus’nün bir eseri bir düşünceye indirgemek gibi kolay çözümlere sahip olacak bir yazar olmadığını söylemektedir. Biz de onun düşüncesindeyiz. Yabancı, yaşam tarzı arayanlara uygun bir eser değil, hatta bu tür bir arayış içinde olanlar için korkunç derecede radikal ve iç boğucu bir eserdir ancak moda; sadece giyim, yiyecek vb. gibi temel yaşam ihtiyaçları söz konusu olduğunda kendisinden söz edilebilecek bir şeyden ibaret değildir, zaman zaman edebiyat ve felsefe sahasını da bu tür indirgemeler sayesinde işgal eder.







