3D Baskı Teknolojisinin Hibritleri


Eklemeli imalat (additive manufacturing), veya 3D baskı teknolojisi, doğrudan dijital bir modelden üç boyutlu nesnelerin katman katman üretilmesi tekniğine verilen isim.  1980’lerin başında ortaya çıkan bu teknoloji, ilk zamanlarında sadece prototip çıkarma amacıyla kullanılıyordu. Ancak son zamanlarda nihai ürünler de bu teknoloji vasıtasıyla üretilmeye başlandı. Endüstri, 2006 ila 2016 yıllarında yüzde yirmi oranında büyüme kaydetti. Sarah Goehrke’ye göre, 2030 yılına gelindiğinde, 146 milyar dolarlık bir piyasaya tekabül edecek. Bu teknoloji artık özel ihtiyaçlara uydurulabilen, maliyeti düşük bir imalat biçimi olarak görülüyor. Son yıllarda biyomedikal uygulamalarda da kullanılmaya başlandı, ki yazımızın konusunu daha ziyade bu oluşturuyor. Doku mühendisliği, rejenerasyon, terapötik teslimat, tıbbi aletlerin imalatı gibi alanlarda giderek bu teknolojiye daha çok başvurulduğunu görüyoruz. Bu sektöre biyo-baskı veya biyo-imalat deniyor. 3D biyo-baskı endüstrisinin de 2019 yılında 1.15 milyar dolarlık bir ciroya ulaştığı bildiriliyor. Her ne kadar Covid-19’un etkisiyle piyasada durgunluk görülse de biyo-fabrikasyon hayatımızın bir parçası olmaya başladı gibi görünüyor.

3D biyo-baskı teknolojisinin doku mühendisliği alanında kullanılmasıyla birlikte, hücreler ve inorganik malzemeler, doku yapıları üretebilen “biyo-mürekkepler” (bio-ink) yapmak üzere birleştiriliyor. Bu şekilde üretilen dokuların mesela ihtiyaç sahiplerine nakil edilmek üzere doku ve -henüz mümkün olmasa da- organlar tahsis edebileceğine inanılıyor. Teknolojinin bir diğer etik faydası ise hayvan deneylerine duyulan ihtiyacı gidereceğinin düşünülmesi. Deneylerin bu şekilde üretilen canlı ve organik malzemeler üzerine yapılmasının bu alanda hayvanlara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırması öngörülüyor. Bu alanda gerçekleştirilen yeniliklerden bir tanesi daha Eylül ayının başında Teriyaki Enstitüsü’nün geliştirdiği oksijen üretebilir biyo-mürekkep. Biyo-mürekkepler canlı organik maddelerden ibaret 3D malzemeler basmak için kullanılan insan embriyosundan veya kök hücrelerinden elde edilen biyolojik baskı malzemelerine deniyor. Bu şekilde doku üretilmesinin önündeki en büyük engel, canlı dokuların yaşamak için elbette oksijene ihtiyaç duyması. Enstitü’nün geliştirdiği bu biyo-mürekkep, oksijen üreterek bunu 3D çıktısı alınmış dokulara taşıyor. Bu sayede 3D biyo-çıktı teknolojisiyle üretilen doku implantlarında hücre yenilenme kabiliyeti büyük oranda artıyor.

Teknolojinin bir diğer etik faydası ise hayvan deneylerine duyulan ihtiyacı gidereceğinin düşünülmesi.

Biyomedikal endüstride çalışan biyo-baskı şirketleri, ürün veya tedavi geliştirmek yerine daha büyük ilaç şirketlerine teknoloji çözümleri satıyorlar, akademi ise biyo-baskı teknolojisinin en büyük müşterisi. Mesela Aspect Biosystems şirketinin CEO’su Sam Wadsworth, tip bir diyabet için biyo-baskı ile elde edilmiş, alojen pankreatik beta hücreler içeren bir tedavi geliştirdiğini ilan etti. Bu tedavi tam manasıyla pankreasın bütün işlevlerini yerine getirmiyor ama diyabet hastasının kanındaki glükoz oranını kontrol ediyor. Şu anda biyo-baskı teknolojisi, büyük oranda tıp alanında kullanılıyor ama kozmetik malzemelerin üretilmesi, biyo-plastikler gibi alanlarda da maliyetleri azaltıp imalatı basitleştirebileceği düşünülüyor. Ayrıca hayvansız et üretiminde de bu teknolojiden faydalanılabileceği düşünülüyor. Hatta fast-food zinciri KFC, Bioprinting Solutions şirketiyle “geleceğin restoranını” yaratmak için bir iş birliği bile gerçekleştirdi. Sağlıklı yaşam ve beslenme sektörünün gelişmesiyle ete alternatif gıdalara talebin artmasıyla birlikte “geleceğin etini” yaratmak isteyen KFC, bu projede dünyanın ilk laboratuvar üretimi tavuk etini yaratmak istiyor. Tadı ve görünüşü itibariyle KFC’nin ürünlerine benzemesi planlanan bu ürünün normal ete nazaran daha çevre dostu olacağı iddia ediliyor. 2020 sonbaharında nihai ürünün Moskova’da test edilmesi planlanıyor. 3D Bioprinting Solutions, tavuk hücreleri ve bitkisel malzemeler kullanarak tavuk etinin tadını ve dokusunu yeniden üretiyor. Biyo-et, orijinal ürünle neredeyse aynı mikro-elementlere sahip, sadece geleneksel hayvancılıkta ve çiftçilikte kullanılan katkı maddeleri yok. Bu çözümün hem hayvan dostu hem de daha sağlıklı olduğu öne sürülüyor. Japonya’da kurulmuş Shojinmeat şirketi ise benzer şekilde laboratuvarda, ekonomik et üretme amacıyla kuruldu.

İsrailli Redefine Meat [Eti Yeniden Tanımla] isimli şirket, bio-et üretimine başladı. Görsel: Reuters

Ayrıca hayvansız et üretiminde de bu teknolojiden faydalanılabileceği düşünülüyor.

Amerika Çevre Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yer alan bir araştırmaya göre bu şekilde hayvan hücrelerinden et üretmenin çevreye olumsuz etkisi asgari düzeyde, enerji tüketimi yarı yarıya düşerken, sera gazı salınımları da 25 kat azaltılıyor, ayrıca geleneksel yöntemlere nazaran 100 kat daha az toprak kullanılıyor.

Biyo-teknoloji alanında böylesine olumlu etik çıkarımları olan bu teknoloji, canlı-canlı olmayan hibrit biyo-materyallerin yasal konumuna dair ilginç tartışmaları da beraberinde getiriyor. Niki Vermeulen ve meslektaşları, Global Medical Ethics dergisinde yayımlanan makalelerinde bu çıkarımları ele alıyorlar. Biyo-baskı yöntemi gerçekten de beden parçalarına en yakın yapıları oluşturmak üzere hangi organik malzemelerin -yukarıda da gördüğümüz üzere buna canlı hücreler de dahil- kullanılması gerektiğini araştırıyor. Bu sayede elde edilen dokular doğrudan hastanın kendi hücrelerinden alınıyor. Dolayısıyla bedenin bunları reddetme riski oldukça azalıyor, ayrıca doğrudan hastanın ihtiyaçları uyarınca kişiselleştiriliyorlar.

Hayvan deneylerini engelleme, kişiye özel dokular -ve hatta organlar- üretme ve bu sayede organ nakline duyulan ihtiyacı azaltma, biyo-et üretme gibi faydalarının yanı sıra bu teknoloji belli etik sıkıntılara da gebe. Elbette şu anda oldukça pahalı, ancak gelişmiş ülkelerde daha ucuzlaması halinde dahi yine de nüfusun sadece belli bir kısmının erişebildiği pahalı tedaviler olacak. Dolayısıyla erişilebilirlik ciddi bir sorun, her ne kadar çokça duyduğumuz sloganlar “kendi organlarınızı kendiniz üretin” minvalinde olsa da. Dolayısıyla biyo-baskı teknolojisinde beklentileri iyi ayarlamak oldukça önemli. Aslında 3D baskı teknolojisinin diğer uygulamalarında, mesela protezlerde bir ölçüde bu bağımsızlığın sağlandığına yine de şahit oluyoruz, mesela İspanya’da 15M hareketinden evrilen En Torno A La Silla gibi taban hareketleri engelliler için (onlar bu tabir yerine diversidad funcional, yani işlevsel çeşitlilik ifadesini kullanmayı tercih ediyorlar) doğrudan katılımcı yöntemlerle, tekerlekli sandalye rampası gibi açık prototipler hazırlıyor ve bunların çıktısını alıyorlar.

En Torno a la Silla kolektifinin atölye çalışmalarından bir görüntü. Kaynak: https://entornoalasilla.wordpress.com/

Vermeulen ve meslektaşları, 2D biyo-baskı ürünlerine -mesela deri gibi dokular veya kan damarları ve kalp kapakçıkları- erişimin daha kolay olacağını ama safra kesesi gibi içi boş organların veya karaciğer veya böbrek gibi solid organların o kadar da kolay üretilemeyeceğini düşünüyor.

Ayrıca henüz çok yeni olan ve gereken testlere tabi tutulmamış olan bu teknolojinin teratom ve kanser riski barındırabileceği düşünülüyor, implantların yerinden çıkması da riskler arasında. Araştırmaların çoğu kısa vadede başarılı sonuçlar elde etse de yan etkileri layığıyla tartmak için uzun vadeli in vivo çalışmalara ihtiyaç var. Biyo-baskı için hücre kaynağının ne olacağı da ayrı bir sorun. Bu teknolojinin “kişiselleştirilme” kapasitesi övülse de -mesela organlara takılan çipler vasıtasıyla ilaçların yan etkilerinin ölçüleceği düşünülüyor- bu kadar ‘kişiselleşmiş’ bir tıbbi uygulamanın daha sonra yeniden toplumsal ölçeğe nasıl taşınacağı ayrı bir sorun.

Benim felsefi meraklarımı celp eden bir diğer etik sorun da bu şekilde çıktısı alınan biyo-nesnelerin mülkiyeti konusu. Tıpta mevcut yasal mevzuatın kapsamadığı bir alana açılıyor bu biyo-nesneler. Bedene ve bedensel özerkliğe dair bu alanda sahip olduğumuz görüşleri muhtemelen değiştirecek sonuçlara gebe. Bu malzemelerin mülkü kime ait olacak? Patenti alınan herhangi bir ürün ve meta mi olacaklar? Doğrudan benim kök hücremden, bedenime uygun olarak üretilen bu nesnelerin kolektif kullanıma açılması, patentlenmesi takdir edersiniz ki daha önce bedensel özerkliğe dair öngörmediğimiz soruları beraberinde getirebilir. Kendimizi Değiştirilmiş Karbon kitabındaki gibi takılıp çıkarılabilen ve biyo-çıktısı alınabilen organların karaborsa satıldığı bir distopyada bulmamız da mümkün.

Li Ph’nin patent, inovasyon ve erişim üzerine makalesinde bahsettiği gibi, tıbbi amaçla kullanılan biyo-yazıcılar makine olarak mı sınıflandırılacaklar yoksa doğrudan bedenin üzerine ve içine belli malzemelerin çıktısını alan, patenti alınamayan tıbbi bir teknik olarak mı görülecekler? Bu durumda biyo-çıktısı alınmış organların ne tür nesneler olduğunu belirlemek gerekiyor.

Canlı olanla olmayan arasındaki sınırı bulandıran bu malzemelere ne demeli? Bio-nesne, Vermeulen ve meslektaşlarının başka bir makalelerinde önerdikleri isim. Bunlara aktif madde dendiği de oluyor. Active Matter [Aktif Madde] Zirvesi’nin ilginç bir sloganı var: “Şu anda bilgisayarları ve makineleri programlıyoruz, yarın bizzat maddeyi programlayacağız.” Bunlar mevcut klinik deney mevzuatının bir parçası olmadıklarından, onları da içerecek şekilde yasal çerçevenin yeniden çizilmesi gerekecek. İçinde bulunduğumuz insan-sonrası (posthüman) zamanların benim açımdan en ilgi çekici yanlarından birini eklemeli imalat teknolojisinin yarattığı bu hibritler oluşturuyor. Şu anda dünya üzerinde pek çok laboratuvarda organik dokular ve hücrelerle inorganik malzemeler birleştirilerek kemik, kıkırdak, kalp damarı gibi aktif maddeler veya biyo-nesneler imal ediliyor. Organik-inorganik hibridi canlı maddenin insan mamülü (artefakt) olması, canlılığa ve organik bütünlüğe dair felsefi görüşlerimizi muhakkak derinlemesine etkileyecek.


 

 

 

Önceki İçerikNeden Sayarız?
Sonraki İçerikMutlu Cinayet Düşü
Öznur Karakaş
Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Galatasaray Üniversitesi, ardından da Toulouse Jean-Jaures ve Prag Karlova Üniversite'lerinde felsefe yüksek lisans eğitimi aldıktan sonra Universitat Oberta de Catalunya'da Bilgi ve Enformasyon Toplumu doktora programına bağlı Disiplinlerarası İnternet Araştırmaları grubunda doktorasını tamamladı. Bilim ve teknoloji çalışmaları alanında doktora sonrası araştırmalarını sürdüren Karakaş; Deleuze çalışmaları, yeni materyalizm, posthümanizm, toplumsal cinsiyet, felsefe alanlarında çeşitli mecralarda çalışmalarını paylaşmaya devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Yazılar

Kimliksiz Cinsiyet Üzerine: Feminist Siyaset ve Cinsel Fark

Bernadette Grubner ve Isabel Ortiz: Eserinizde, hem Lacancı psikanalizin hem de Marksist kuramın günümüzde feminist mücadeleler için önemine değiniyorsunuz....

Fetüsün Cinsiyeti Hamilelikte COVID-19’a Bağışıklık Yanıtını Etkiliyor

Yeni bir araştırmaya göre, erkek plasentalar dişi plasentalara nazaran daha fazla proinflamatuar molekül ürettiklerinden erkek fetüse sahip hamile kadınlar...

Bir Arzu Olarak Özgürlük (III)

Şiirin Keşfi Öyleyse, özgürlüğün felsefesinin de siyasetinin de teolojisinin de iflas ettiğini varsayalım. Böylesi arayışlardan ümitsizce sıyrılmak isteyen, yaşanılan modern...

Squid Game: Borcun Şiddeti

Beklenen gerçekleşti ve Squid Game, Netflix’in en çok izlenen orijinal yapım dizisi oldu. Yönetmeni Hwang Dong-hyuk tarafından “modern kapitalizmin...

Derin Bir Sessizlik ya da Demos’un Sessizliği 

Demokratik kazanımların gün geçtikçe eridiği, kamusal değerlerin anlamını yitirdiği gündelik hayat deneyiminin bu momentinde ses ve sessizlik üzerine düşünmek...

Tekinsiz Bilimkurgular

Uzak diyarlardan, başka galaksilerden gelen bir tür ile karşılaşmak kolay şey değildir. Akla hemen pek çok soru gelir: ne...

En Çok Okunanlar

Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali

Varsayımsal bir koronavirüs salgınına karşı alınan hummalı, irrasyonel ve...

Žižek: Koronavirüsü Karar Vermeye Zorluyor: Ya Küresel Komünizm Ya Orman Kanunları

Koronavirüsü paniği yayıldıkça, artık nihai bir seçim yapmamız gerekiyor:...

Yapay Zeka Covid-19 Teşhisinde Kullanılıyor

Zhongnan Hastanesi'nin radyoloji bölümünde yürütülen bir deneyde, personel bir...

Bunları da beğenebilirsinHep güncel
Popüler