Sosyal Medyanın Kederli Tutkuları

İfadeleri dolayısıyla insanları ihbar etmek ne kadar kabul edilebilir bir hal alırsa aynı şeyin sizin de başınıza gelme ihtimali o kadar artar.

ABD Anayasası’na karşı beslediğimiz o dinsel hürmet uyarınca Amerikalılar genelde ifade özgürlüğünün öylesine verili olduğunu düşünür. Ancak ifade özgürlüğünü savunmak üzere ortaya atılan ilk argümanlarda, bunun neden iyi olduğu açıklanmak zorunda kalınmıştı.

1644 yılında yazdığı Areopagitica isimli metninde John Milton, kötü ifadenin kötü bir gıda gibi illa kendinde zararlı olmadığını, hatta faydalı bile olabileceğini ifade ediyordu. “Kötü gıdanın, en sağlıklı karışımlarda nadiren iyi besin kaynağı olduğu görülür; bu açıdan ihtiyatlı ve makul bir okurun pek çok açıdan bir şeyler keşfetmesini, yazılanın aksini ispatlamasını, başkalarını ikaz etmesini ve örnek göstermesini sağlayan kötü kitaplardan ayrılırlar.”

Diğer bir deyişle kötü gıda midenizi ağrıtır ama kötü kitaplar farklıdır. Bize yanlışları çürütme şansı vererek hakikatin peşine düşmemize yardımcı olurlar.

Milton araştırmacısı Stanley Fish’in de dediği gibi, Milton bu açıdan hep tutarlı değildi. “Bütün ifade özgürlüğü ve birinci anayasa değişikliği tartışmalarında yer bulan pasajlarında, hoşgörü ve yayınların denetlenmemesinin erdemlerini övdükten sonra Milton gafil avlanır ve elbette Katolikleri kastetmediğini söyler.” Katoliklik, Milton’a göre, konuşmayı baskılar, dolayısıyla bizzat onun baskılanması gerekir.

Fish’e göre, mesele sadece Milton’un tutarsızlığı değildir. İfade özgürlüğünü savunan bütün argümanlar bir “istisna”ya bağlıdır, zira “kısıtlama olmaksızın, söylemesi anlamsız veya yanlış olana dair içsel bir his olmaksızın ortada ne bir iddia ne de iddiada bulunmak için bir neden kalır.”

Bu kısıtlamalar, ifade özgürlüğü diye bir şey olmadığı anlamına gelir: sadece ifadenin anlaşılabilir ve kabul edilebilir olup olmadığını belirleyen normlar, konvansiyonlar ve kurumlar vardır. Fish’in bakış açısından, her daim kurumların amaçlarını karşılamak için ifadelerimizi denetleriz, gazeteler örneğin gazetecilerin kaynak uydurmasını, mahkemeler ise insanların şahitleri tehdit etmesini yasaklar. Öyleyse mesele ifadenin kısıtlanması değil ne kadar ifadenin kısıtlanacağıdır.

Bu skeptik argümanda eksik olan bir şey var: mevcut normlara ve konvansiyonlara, radikal bir kurumsal değişim talep edecek ölçüde karşı olabiliriz. Bu durumda, mevcut kurumların ifademizin anlaşılmaz ve kabul edilmez olduğunu iddia etmesi muhtemeldir, söz konusu kurum devlet olunca, pekala yargısının arkasına kolluk kuvvetlerini takabilir. Farklı bir toplum savunan herkes için devlet kontrolünü kısıtlayarak sansüre karşı çıkıp sivil özgürlükleri savunmak hayat memat meselesidir. Birinci anayasa değişikliğine, hapse girmemek için ihtiyacınız varsa eğer; zaman Milton’ın yakın okumasını yapma zamanı değildir.

Ancak günümüzde ifade özgürlüğüne dair tartışmaların çoğu devletle ilgili değil. Konformizm ve ortodoksi kültürleriyle ve sözleri yazılı olmayan ahlaki kodları ihlal eden insanların ihbar edilmesi ve afaroz edilmesiyle ilgili.

Bunların sadece sağcı argümanlar olduğunu düşünen her kimse tarihimizi yok sayıyor olacaktır. Konformizm ve ortodoksiyle, ihbar ve afarozla, solda insanın canını sıkacak kadar sık karşılaştık; bu şekilde insanlar farklı bir toplumun nasıl inşa edileceğine dair yeni görüşler öne sürmekten men edildi. 1960’ların toplumsal hareketlerine dair görüşlerinde, feminist akademisyen Jo Freeman buna “kara çalma” diyor: insanları çaresiz ve yalıtılmış hissettiren; ihbarlarla, hakaretlerle ve dedikodularla yürütülen “kötücül bir karakter suikasti biçimi.” “Kara çalma,” diyor Freeman, “bu sürece dahil olan kişiler için yıkıcı olmakla kalmaz aynı zamanda güçlü bir toplumsal kontrol aracı işlevi görür.”

Siyasi söylemimiz -ki ifade özgürlüğüne odaklanır- iş kara çalmayı anlamaya geldiğinde, bizlere iyi bir çerçeve sunmaz çünkü bunlar, devlet baskısından ziyade resmi olmayan kültürel ve toplumsal pratiklerdir. Zaten sahip olduğumuz formal yasal hakları daha yüksek sesle talep ederek bunlara karşı koyamayız.

Konformizmi ve iptal kültürünü eleştirmek için klasik liberalizme başvurulduğunda, bu bir non sequitur olacaktır, zira onların asıl iddiası belli bir ifade biçiminin -kara çalma- ifadelerini kısıtlamasıdır. Nefret suçu teşkil eden ifadelerin kısıtlanması gerektiğini savunanlar bile genelde nefret suçunun ondan zarar gören insanların ifadelerini kısıtladığını iddia eder halde bulurlar kendilerini. Bu ise iyi ve kötü ifadeye dair, neyin iyi neyin kötü olduğunun konuşan her kimse onun tarafından öznel olarak belirlendiği sonu olmayan bir argümandır.

Ancak bu durum, kimin ifadesinin daha iyi olduğuna dair salt göreli iddialarda bulunmaktan başka bir yol olmadığı anlamına gelmez. İfade özgürlüğünü savunan iddialar, hakikat arayışıyla başlamıştı: hepimizin ötesinde toplumsal iyiliğin ve adil bir toplumun nasıl inşa edileceğine yönelik açık uçlu bir sorgulama. Bu soruları yeniden sormalı ve hangi yanıtların doğru, hangilerinin yanlış olduğunu muhakeme etmeliyiz. Bunu yapmak için ise özgürce konuşabilmemiz gerekiyor. Milton nedenini açıklıyor: gözlerimiz “önyargılarla ve gelenekle körelmiş durumda”; ilk aşamada, hakikat “pek çok hatadan daha nahoş ve inanılması güç” gelecektir.

Günümüzde kara çalma kültürü ön yargı ve geleneğe gerilemeyi mi temsil ediyor? Bu soruya yanıt vermek için, Teolojik-Politik Deneme’sinde, Aydınlanma geleneğinin en etkili ve en kural dışı ifade özgürlüğü savunusunu sunan Spinoza’ya dönebiliriz.

Spinoza, insan olarak, eylemde bulunma kudretimiz azaldığında yaşadığımız “kederli tutkular”ın -korku, nefret, haset, utanç- kontrolü altında batıl inançlara meyilli olduğumuzu açıklamıştı. Bunun nasıl olduğunu anlatmak için Gilles Deleuze, Spinoza’nın mektuplarından farklı bir gastronomi örneğini ele alır: Batıl inanç, Cennetteki yasak elma gibi, Tanrı yasakladığı için bir şeyin kötü olduğuna inanmamıza neden olur. Ancak İncil’i yazanlar, sadece bizlere bazı gıdaların zehirli olduğunu göstermek için bu öyküyü kullanmıştır. Şeyler, ilahi bir ahlak öyle uyardığı için değil ya besleyici gıdalar gibi kudretimizi artırdıklarından ya da zehir gibi hastalığa ve hazımsızlığa neden olduklarından iyi veya kötüdürler.

Spinoza’nın metaforu, Milton’un ifade ve gıda benzetmesini değiştirmemizi sağlar. İyi ifade, kolektif kudretimizi artırmamıza izin verir. Ancak nasıl ki kötü gıda midemizi mahveder, kötü ifade de birbirimizden nefret etmemize; kendimizi suçlulukla, başkalarını ise hınçla mahvetmemize neden olur.

Spinoza, insanların kederli tutkular üretmek için teknolojiler icat edeceğini öngöremezdi. Sosyal medya, yazılı basında hayal bile edilemeyecek bir hızla ve ölçekte batıl inanç yayıyor ve merkezsizleşmiş ama amansız infaz biçimlerini kolaylaştırıyor.

Kimileri, online ihbar kampanyalarını infaz olarak tanımlamanın aşırı bir tepki olduğunu, bunların aslında marjinalleştirilmiş insanları güçlendirdiğini söyleyecektir. Ancak böyle ihbarlar, herhangi biri tarafından herhangi birine karşı düzenlenebilir ve kara çalma biçimini aldıklarında, evrensel olarak yıkıcı toplumsal ve psikolojik sonuçları vardır: ifadeleri yüzünden birilerini ihbar etmek ne kadar kabul edilebilir olursa aynı şeyin nihayetinde sizin başınıza gelmesi de bir o kadar muhtemeldir. Herkesin, özellikle de bu kampanyaların savunduğunu iddia ettiği marjinalleştirilmiş kişilerin, yeni fikirler ifade etme ihtimali daha da azalır, zira onlara da kara çalınabileceğini bilirler.

Bir yandan kapitalist devletin ve özel tekellerin ifadelerimizi kontrol etmelerine mani olmamız gerekirken, diğer yandan sonsuz gibi görünen kötü ifadelerin yayılmasıyla da yüzleşmemiz gerekiyor. Peki hakim konuşma biçimlerimiz, bizi korkuyla ve şüpheyle doldurarak özgürce kendimizi ifade etmemize mani oluyorlarsa ne olacak? Birbirimizden nefret etmemize ve birbirimize güvenmememize neden olan güçsüzleştirici ifadelere takılıp kaldıysak? Diğer bir deyişle: çok fazla kötü gıda yediğinizde ne olur? İyi ifade ve kolektif kudretimizi artıran özgür ve açık tartışmalar olmaksızın iyi bir toplum kuramayız.

Dissent dergisinde yayımlanan yazıyı Öznur Karakaş çevirdi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Yazılar

Poedat Sanat Çalışmaları Etkinliğine Başvurular Devam Ediyor

Sosyal bilimlerin birçok alanında etkinlikler düzenleyen Poedat, "Sanat Çalışmaları" etkinliğini 5-8 Ağustos'ta The Greenhouse'da gerçekleştirecek. Yüz yüze gerçekleşecek olan etkinliğe kontenjan...

Sosyalizme Son Çıkış

Son veriler, aşılama (oldukça eşitsiz de olsa) yaygınlaştıktan sonra bile rahatlayıp eski normale dönmeyi göze alamayacağımızı açıkça gözler önüne...

Sinir Bilimleri Araştırmalarında Cinsiyet Farkları Yok Sayılıyor

Yeni bir araştırmaya göre, en çok rağbet gören sinir bilimleri makaleleri; büyük oranda sadece erkeklerden oluşan katılımcılar üzerine yapılan...

Sosyal Medyanın Kederli Tutkuları

İfadeleri dolayısıyla insanları ihbar etmek ne kadar kabul edilebilir bir hal alırsa aynı şeyin sizin de başınıza gelme ihtimali...

Femtech Ne Ölçüde Kadın-dostu?

Menstrüasyon döngüsünü takip eden uygulamalar, uyku düzenini takip eden uygulamalar, fitness ve diyet uygulamaları bir zamandır hayatımızın bir parçası...

Gürültü: Karnavalesk Gürültü

Tehlikeli Şeffaf Alanlar Sosyal hayattakinden farklı, temsili özneler yaratan yani sosyal görünümünü dış dünyadaki gibi karşısındakine arz etmek yerine onu...

En Çok Okunanlar

Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali

Varsayımsal bir koronavirüs salgınına karşı alınan hummalı, irrasyonel ve...

Žižek: Koronavirüsü Karar Vermeye Zorluyor: Ya Küresel Komünizm Ya Orman Kanunları

Koronavirüsü paniği yayıldıkça, artık nihai bir seçim yapmamız gerekiyor:...

Yapay Zeka Covid-19 Teşhisinde Kullanılıyor

Zhongnan Hastanesi'nin radyoloji bölümünde yürütülen bir deneyde, personel bir...

Bunları da beğenebilirsinHep güncel
Popüler