Site icon Terrabayt

Poppy ya da Hipermodern Tekinsiz

Tuhaf ile tekinsiz arasındaki ayrım dışlayıcı türden. Mark Fisher’ın tanımladığı hâliyle tuhaf, bilindik olan ile olmayanı kesiştiren bir varoluş kipiydi. Canavarlar tuhaftır çünkü hem insana hem de hayvana benzer. Yorumlanabilen fakat yabancı olandır tuhaf: Hâlâ okunabilir, yalnızca göstergelerin bir “yeniden yorum”unu gerektiren. Tekinsizde ise tuhaflığın esamesi sezilmez. Boş mekânlar ve manzaralar, harabeler, maddesi meçhul ortamlar ve benzerleri tekinsizdir. Onlar yorumlanamaz, bir his olarak kalır bünyede: Bir travmatik şok ya da alien imprint. Tuhafın semiyolojisi vardır, tekinsizin ise hauntology’si.

Fisher’ın tekinsizi modern bir tekinsizdi; erken modernliğin kapsam alanının dışında kalan boyutları (duyuötesi deneyimler, “uzaylılar”, Lovecraftçı Old Ones) içeriyordu, imliyordu. Sigmund Freud’un tekinsizini (“psikanalitik tekinsiz”) fersah fersah aşan bir içerikti bu; hiçbir “bastırma” ya da “tanıma”yla ilişkilenmeyen tarzda bir yabancılık. Bu anlamda tekinsizin modern biçimi, nesnesini insandışında bulur. Ve kökeni hiçbir özneye doğru izlenemez. Salt yabancılık.

Fakat yine de modern tekinsiz, insan ile insandışı arasında bir köprü oluşturur ister istemez. İnsandışının insan tarafından kavranan hâlidir en nihayetinde. İnsana yabancı bir haleye sahip olsa da, insanı kendinden soyutlamayan bir anlatımı haizdir ve her zaman için insanı bir figür olarak tüm insansılığında muhafaza eder. Kendisi yabancıdır, ama yabancılaştırmaz. “Mutlak öteki”yi konu alır, ama mutlaka ötekileştirmez. H.P. Lovecraft’ın gayet tabii tekinsiz olan öyküleri ve romanları bile “bir anlatıcı olarak insan”ın merkeziliğine dayanmayı kesmiyordu. Kendini yerine koyamayacağın bir “şey”, ama kendini yerine koyabileceğin bir bakış. Modern tekinsiz.

Hipermodern tekinsiz ise bir başka şekilde işler; modern tekinsizin limitinin alınmasıdır. Artık insan ile insandışı arasındaki ayrım anlatılan ile anlatım üzerinden dahi devamlılık arz etmez, daha ziyade içeriği tanımlayan insandışılık biçimsel ve tabii ki duyumsal bir düzeye yükseltilir. Hipermodern tekinsiz insan formunu muhafaza etse bile, onu insandışının bir suretinden, bir avatar’dan fazlası olarak kodlamaz. Ama ayrıca, anlatımın her türlüsünü yok sayarak, en iyi hâlde anlatımı muazzam bir belirsizliğin ve rastgeleliğin tekeline sokarak insanı kendine ve kendinden yabancılaştırır. Hipermodern tekinsizin kaale ve muhatap aldığı şey insan değildir son kertede; insani olmayan bir şeyin ürünü gibidir daha çok. İnsandışı olduğu kadar insandışılaştırıcıdır. İnsanı ıskartaya çıkartan bir tekinsiz.

Poppy’nin videoları, hipermodern tekinsizin kusursuz bir örneği. Mutlak insandışılığı tüm veçheleriyle yansıtıyorlar. Hipermodern tekinsizin görsel-işitsel imgesini oluşturuyorlar diyelim, onun niteliklerini kendince belirleyerek: oyuncak bebek olarak insan, ortamsal seyreklik, sessel soğukkanlılık, müzikal statiklik ve pürüzsüz yüzeysellik [surficiality].

Tek yönlü ruh göçü ya da NPC’leşme. Poppy insan gibi davranmaz, dolayısıyla insana benzemesi de bir şey ifade etmez. Sürekli aynı şeyi tekrarlar; bir kayıt cihazı gibi, bir butonla konuşturuluyormuşçasına. Gerizekâlılaştırıcı, IQ düşürücü bir etkisi vardır onu dinlemenin. Birisine konuşmaz, kendisi için bile konuşmaz, hiçliğin içinde hiçlikten söz eder sanki. Bir non-player character’dır, bir ruhu vardıysa da tek yönlü olarak göçüp gitmiştir çoktan meçhul bir diyara. Yerçekiminden söz etse de, yerçekimsiz bir alanda, uzay boşluğunda gibidir o. Onu tekinsiz yapan, insan olmama ihtimalinden çok, bu hâliyle hâlâ insan olma ihtimalidir. Merak uyandırıcı soruları vardır onun: “Is Santa Racist?”

Bir kayboluş stratejisi olarak desatürasyon. Poppy hiç kimse olarak hiçbir yerde konuşur, böylece hiçliğini ikiler. O biraz beyaz arka planın önündedir, ama etrafını da bembeyaz hayal etmeden duramaz insan. Poppy’nin içinde bulunduğu mekân bir liminal space değildir; zira insanın terk ettiği bir yeri bile andırmaz. Orası “hiçbir-yer”dir. Ve Poppy’de beyaz giyerek, saçını beyaza boyayarak, beyaz teniyle onu kuşatan bembeyazlığa, boşluğa her an sinecek, onda yitip gidecek gibi gözükür (Örneğin “Did You Find It”te ve “Notification Squad”da olduğu gibi). Poppy’nin kayboluş stratejisi, doygunluktan seyrekliğe ilerleyen bir dinamikle, desatürasyonla ilişkilidir bu anlamda. İnsan bu kadar boş bir şeyi hayal edemeyeceği gibi, bu boşlukla bu derecede hemhâl bir şeye de anlam veremez. Varlık doktrini Poppy’nin programında feshedilmiştir.

 

Zenomorfik ASMR. Poppy’nin sesinin tizliği, onun tekinsizliğinin imzasıdır. Bu seste ayırt edici olan, sesin aseksüel, ne erkeksi ne de kadınsı, daha ziyade bebeksi niteliğidir en çok. Ama ayrıca, her tür duygu ve tutkudan arınmış bir sestir bu; hiçbir yükseğe ve alçağa sahip değildir. Mutlak bir denge içerisinde tınlar. Bu anlamda da bir uzaylı ya da makine sesine benzer, insani olmadığı ise tartışılmaz tabii. Bir tür zenomorfik ASMR’dır. Pek çok videosunda bot ve robot sesi kullanması da bir rastlantı değildir Poppy’nin (ve tabii “I Am Not Sick”te bir vitrin mankeniyle konuşması da). Sanki arkadaşlarını konuşturur kendiyle birlikte, o denli ayırt edilemez sesi inorganik nitelikteki sesten. Aradaki fark, olsa olsa tınısaldır, yoksa tavırsal değil. Dengeli, tane tane, metalik.

Müzikal statizm, uzaylı monofonisi. Poppy’nin videolarında müzik, eğer ki bir müzikten söz edilecekse, ambient müziktir; bir ortamın sesini oluşturur, yoksa soundtrack’ini değil. Dalgalanan, kütle hâlinde, sıklıkla koca bir sinyali andıran, 2001: A Space Odyssey’deki yıldız geçiti sekansındakine benzer bir sesselliktir bu; organik hiçbir tarafı yoktur. Statik bir müziktir, fazla statiktir hatta. Bir uzaylı monofonisidir bu anlamda da. Poppyci yabancılaştırma etkisi, müzikte drone’u devreye sokar. Devrimci tüm niteliklerinden arındırılmış, gayri insani Brechtyenizm. “I Am Not In A Cult”ı izleyin.

Mükemmel hijyen ve pürüzsüz doku. Bekleneceği gibi, Poppy temizdir. İnsan olan herhangi bir şeyin olamayacağı kadar temiz. Sabrina Ratté’nin videolarındaki parlak pürüsüzlüğün mat hâli vardır onun videolarında. Üstü başı temizdir; arka planı tertemiz, bembeyazdır; derisinin üstünde hiçbir iz yoktur; yüzü bir televizyon ekranı kadar düz, onu yansıtan ekranla neredeyse bir hâldedir ya da özetle, mükemmel bir hijyene sahiptir o. Yarattığı imge pürüzsüzlüğüyle temiz, temizliğiyle pürüzsüzdür. Ve kendisi de öyledir. İnsan olamayacak kadar kirden arınmış, izden yoksun, kıvrımdan azadedir Poppy. Ve her şeye rağmen insandır; “Am I Okay?”de kanar bile. Kendi mevcudiyetinin analogu olarak video ekranını alan bir insan. O kadar temiz ki yemeğini bile telekinesis’le yiyor.

Poppy’nin hipermodern tekinsizin erken dönem bir figürü, ama ardından gelecek her bir figürün de modeli. O bir simülakr ve fraktal cinste bir tanesi. Bir başkasının onu kopyalamasına da gerek yok, o hâlihazırda kendi kendisini kopyalıyor; orijinali olmayan bir kopya olarak kendi üzerinde çalışıyor, dijital tarzda bir autopoiesis pratiğine sahip. Nasıl ki (Jean Baudrillard’ın mükemmel bir şekilde tahlil ettiği gibi) Körfez Savaşı sonrasında tüm savaşlar bu savaşın (ilk işlemsel savaş) izinden giderek birbirinden ayırt edilemez bir hâl aldı (war on terror), nasıl ki bu savaşın yarattığı travma travmanın oluşturduğu ortamda da bir savaş loop’u oluşturdu (Ortadoğu’daki sınır harpları), Poppy de hipermodern tekinsiz için bir model oluşturur aynı şekilde. Kendi kendini sürekli kopyalar, çeşitler, ama bunu da olanca insandışılığında yapar ki bu, onun tekinsizliğinin yapısal formülüdür. Tekinsizdir çünkü insandır, ama değildir, fakat öyledir de. Bir satir, bir parodi, bir pastiş, hatta bir ironi bile değildir onun yaptığı. Daha ziyade geleceğin bir sezgisini oluşturur: Tekinsiz bir fütürizm. (Şimdilik) kanlı canlı bir kehanet, kendi kendini gerçekleştiren türde. Son olarak: COVID-19 hyperstition’ı olarak “How to Apply Your Mask”.

Exit mobile version