Site icon Terrabayt

Bilgisayar Sanatının Ölümü

Bugünlerde sanat dünyası giderek daha fazla bilgisayar sanatı dünyasıyla ilgilenir oldu. Bu ikisi tamamen birbirine yakınsayacak mı yoksa her ikisi de kendi mantığını muhafaza edecek mi?

(Disneyland’dan esinle sanat dünyasına; yani galerilere, önemli müzelere, prestijli sanat dergilerine Duchamp-ülkesi diyeceğim. ISEA, Ars Electronica, SIGGRAPH sanat gösterilerinden vs. ibaret bilgisayar sanatları dünyasına ise Turing-dünyası diyeceğim).

Duchamp-ülkesine kabul edilen (ör. çağdaş sanat olarak görülen) tipik nesne şu niteliklere sahiptir:

  1. “İçerik”e yöneliktir veya Hollywood’da dedikleri gibi “içerik işte, ahmak”. Bu içerik güzellik (her ne kadar yüzyılın sonuna doğru sanatlar genelde topluma güzellik sunma işlevini MTV ve modaya devretmiş durumda olsa da); “insanlık durumuna dair metaforlar”, kabul görmüş kültürel normların ihlali vs. olabilir.
  2. “Karmaşıktır”. Bu nitelik ayrıca toplumsal ve semiyotik bir analiz gerektirir, ama burada nesneyi okumak için gereken pek çok kültürel kodun çağrışımına ve belli bir “post-modern” ironik tavra işaret ettiği söylenebilir.
  3. Malzemesine -tual, cam, motorlar, elektronik malzemeler-, yani teknolojisine karşı ironik, öz-düşünümsel ve genelde yıkıcı bir tavrı vardır. Tualin yarattığı yanılsama ve sunduğu düz zemin arasındaki gerilime dair farkındalık (ki sanatsal modernizmi şekillendiren şey büyük ölçüde bu olmuştur) , Duchamp’ın ironik makineleri, Tinguely’nin kendine karşı yıkıcı makineleri buna örnek gösterilebilir. Belki de en iyi ve en yerinde örnek Paik’in teknolojiyi bozarak kullandığı ilk sergisidir; burada televizyon setlerini parçalayarak açar ya da monitörlere mıknatıslar yerleştirerek TV sinyallerini değiştirir.

Şimdi de Turing-ülkesine bakalım. Göreceğimiz üzere Turing-ülkesi tam tersi niteliklere sahiptir.

  1. Salt “içerik”e değil en son teknolojiye yöneliktir. […] 1960’larda ve 1970’lerde algoritmaların ve sibernetiğin keşfiydi, daha sonra bilgisayar grafiği, birkaç yıl sonra CD-ROM ve “interaktif ortam”dı (ki bu oldukça sorunlu bir kavramdır, zira bütün modern insan-bilgisayar arayüzleri interaktiftir zaten, ör. modern bilgisayar tanımı gereği interaktif bir alettir, dolayısıyla bu kelime sanat eserinin sadece bilgisayar kullandığını söylemekten öte bir şey ifade etmez), şimdi www ve “memler”, seneye DVD (dijital video diski) veya çok geniş bantlı ağlar veya başka bir şey olabilir. Ezcümle, Turing-ülkesi, kültür ve sanat dünyasından insanların en son teknolojilerle oynadığı bir yer işlevi görür. Sosyolojik olarak Ars Electronica ve ISEA gibi sergilerin tarihsel olarak değişen kategorilerinde bunun örnekleri görülebilir: “bilgisayar grafiği” kategorisinin yerini “www sanatı” aldı vs.
  2. “Yalın”dir, genelde ironi içermez. Aşağıya bkz.
  3. En önemlisi Turing-ülkesinin nesneleri kullandıkları teknolojiyi her zaman ciddiye alır. (Bu ise mevcut bilgisayar sanatıyla 1960’ların sanat ve teknoloji hareketi arasındaki önemli farklardan biridir).  Bu açıdan bilgisayar sanatı bilgisayar endüstrisinin işlevine sahiptir. Bilgisayar sanatçılarının bilgisayar teknolojisiyle ciddi anlamda karşı karşıya gelip onun temel tabiatını; yani bilgisayarların her daim çöktüğünü, bilgisayar programlarının belleğinin yetersiz kaldığını, adına “dünya çapında ağ” denen bu devasa çöp sahasını kimse temizlemediğinden internette bağlantıların yarısının boşa çıktığını, tipik bir VR kullanıcısının sanal dünyayla manalı bir etkileşime girmek yerine zamanını kelimenin tam anlamıyla kayıp geçirdiğini vs. öne çıkardığını kaç kez gördünüz? Ezcümle; uygarlığımız, olsa olsa son derece güvenilmez, geçici ve eksik olarak tanımlanabilecek bir teknolojiye alelacele köklenmeye çalışıyor. Bilgisayarlar bir sanat gösterisinde çalışmadığında; sanatçılar ve izleyiciler, bu durumu Dada-vari mükemmel bir arıza olarak görmek yerine adeta endüstriyel bir ürünün demosunu izliyormuşçasına dehşete düşüyor.

Belki de sadece post-komünist toplumların sanatçıları, enformasyon toplumunda gürültünün sinyal kadar anlamlı ve teknolojinin tabiatının çalışması gerektiği gibi çalışmamak olduğunu fark etmeye hazır. Bir örnek vermek gerekirse, (bir önceki paylaşımımda bahsettiğim) Rus kavramsal şair Dmitry Prigov’un 1994 yılında ISEA’da sunduğu projeyi ele alalım. Ünlü bir 19. yüzyıl Rus şiirini Rusçadan Finceye, sonra Finceden İngilizceye ve İngilizceden tekrar Rusçaya çeviren bir teknik çeviri programı kullanmıştı. (Ayrıntıları yanlış aktarmış olabilirim ama bunun şu aşamada bir anlamı olmayacaktır). Ardından bilgisayar programının hatalarını yeni sanat eserim diye gösterdi (ki iş dünyasında kullanılan dili çevirmek için tasarlanmış olan program Rus şiirine pek nazik davranmamıştı). Dolayısıyla gürültü sinyal oldu. (Enformasyon toplumunun entelektüel bel kemiğini kuran Shannon’un matematiksel iletişim kuramının yarım yüzyıl önce kabul ettiği bir şeydi bu).

Lakin Duchamp-ülkesi ve Turing-ülkesi arasındaki savaşa dönelim biz. Duchamp-ülkesi nihayet bilgisayarları keşfedip onları kendine mahsus ironi ve incelikle kullanmaya başladığına göre; analizimi, ISEA ve Ars Electronica gibi oluşumların öylece feshedilmesi gerektiğini söyleyerek mi sonlandırmalıyım? Muhtemelen bu doğru olmaz. Bu oluşumlar önemli bir tampon bölge işlevi görüyor, genel anlamda kültür dünyasının bilgisayar kültürünün dünyasıyla karşılaştığı bir arayüz oluşturuyorlar. Bazen yeni medya estetiğinin sınırlarını hakikaten zorlayan, misal uçuş simülatörlerinin başarılarını aşan eserler, YZ kullanan yeni bilgisayar oyunları, MIT Medya Laboratuvarı projeleri vs. geliştiren sanatçılara rastlıyoruz. Kısaca sanatçılar, ticari yazılımlara yeni demolar üretip bilgisayar endüstrisine salt “mem” olmanın ötesine geçerek zaman zaman bilgisayar araştırmacılarıyla rekabet edebiliyorlar.

Öte yandan Turing-ülkesinden beklemememiz gereken şey Duchamp-ülkesinde kabul görecektir. Duchamp-ülkesi, yeni medyanın yeni estetik imkanlarını araştırmayı değil sanatı ister. Bu yakınsama ise gerçekleşmeyecektir.


Lev Manovich’in 1996 yılında yazıp 2001 yılında revize ettiği “Bilgisayar Sanatının Ölümü” isimli bu klasik metni Öznur Karakaş çevirdi.

Ana Görsel

Exit mobile version